Mumiyo / Mumijo /Mumya nedir?
Tarih: 22 Şubat 2012

Mumiyo / Mumijo /Mumya nedir?
TDK sözlüğünde " Birtakım özel ilaçlar kullanılarak bozulmayacak duruma getirilmiş olan ve kazılarla ortaya çıkarılan ceset" diye tarif ediliyor ve Farsça "mimiy" kelimesinden geldiği belirtiliyor. Biraz araştırınca bunun eski Yunanca`da da kullanılan bir kelime olduğunu öğrendim. Batıya "Mumio / Mumijo" gibi adlarla geçmiş. Bununla birlikte esas kaynağı olan Türk dünyasında (Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan...) tam karşılıklarını bilinmese de "Dağların Gözyaşları" ismiyle bilinen doğal bir "maddeye" verilen bir isim. Bunu Türkçemizde de çeşitli dergilerde "Mumijo / Mumio" gibi çeviri hatasıyla değil, "Mumya" ismiyle kullanmak daha doğru olacaktır.
Mumyo, Asya`da dağların yuksek kesimlerinde, kayalıklarda ve mağaralarda bulunan, koyu kahve veya siyah renkli bir tortu. Buralarda yetisen bitkilerin zamanla dönüşümünden oluşmaktadır. Tıpkı petrolün oluşması gibi... Geleneksel Asya tıbbında, ayurvedada binlerce yıllır kullanılıyor. SSCB döneminde Ruslar da el atmış, ciddi araştırmalar yapmışlar. Özellikle sporcular ve polit büro üyeleri arasında son derece popülermiş.
Şu an dünyanın gelişmiş Ülkelerinde tablet Şeklinde ve oldukca pahalı bir fiyata satılıyor.
Kanserden ülsere, romatizmadan diş hastalıklarına kadar bir çok hastalıgı tedavi etmesi; sürekli başagrısı ve uykusuzluk, uyku düzensizliği şikayetlerine faydalı, tamamen alternatif tıp/dogal ilac oldugu icin de tavsiye etmekte bir zarar görmüyorum.
Özellikleri
• Mumya özellikle Kırgızistan ve Rusya\`da uzun yillardir arastirilan bir dogal madde. insan bedeni üzerindeki etkileri incelenmis ve test edilmis.
• Ozellikle mide-bagirsak sorunlarinda (gastrit, ulser, kolit gibi), karaciger ve böbrek hastaliklarinda cok etkili.
• Bagisiklik sistemini güclendiriyor.
• Diş agrılarini gideriyor.
• Kemoterapi ve radyolojinin yan etkilerini azaltıyor.
• Dogal oldugundan yan etkisi yok.
Mumya`nın faydalari ve tedavi ettigi bilinen hastaliklardan bazıları;
Kemik kırılması Polipler,
Mide ulseri Ülseratif kolit
Asit eksikligi Kuvvetsiz barsak
Asit dusuk Kabizlik
Bronsit Antritis ve orta kulak iltihabi
Zatulcenp Astım
Tuberkuloz Romatizma ve eklem
Radiculitis Sakrum ağri
Eklemlerde agrı Kırıklar, yaralar, travma ve yanıklar
Kalp hastalığı Sistit
Böbrek taşları Nefrit
Baş ağrısı, uykusuzluk Sinir bozukluklari
Şeker Hastaligi Rahim boynu ve erozyon
Vajina ve erozyon Pyelonephritis ve idrarini tutamama
Karaciger ve siroz Hepatit
Botkin ve kolesistit Throm
Dis ve agiz Hastaliklar Gokom
Furunculosis Alerjik isilik
Kan Hastaliklari Orta kulak iltihabi
Hipertansiyon ve kardiyovaskuler hastalıklar
SQUALENE (Köpekbalığı karaciğer yağı )
Tarih: 20 Şubat 2012
SQUALENE (Köpekbalığı karaciğer yağı )
Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin bulunduğu bir diğer madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır. Amerikan Tabibler Birliği`nin yayınladığı Archive of Internal Medicine Dergisi`nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler içeriyor. İsveç`teki Karolinska Enstitüsü`nden başta Dr. Alicya Wolk olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı kanser riskini yüzde 50`ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya, mısır, ayçiçek yağları ve hayvani yağlar (tereyağ vb.) kanser riskini yüzde 69 yükseltmektedir. Zeytinyağında % 0,8 oranında Squalene bulunur. Günden en az 100 cl. Sızma Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene ise neredeyse %100 saflıkta olduğu ve insan bir günde sürekli olarak en az 100 cc zeytin yağı da tüketemiyeyeceği için sequalene nin önemi bir kez daha artmaktadır.
Squalene insan dokusunda küçük miktarda doğal olarak bulunan, yüksek miktarda saflığa sahip çoklu doymamış hidrokarbon sıvısıdır. Squalene, insan vücudunun farklı hücrelerine oksijen tedarikini artıran özel bir kapasiteye sahiptir. Squalene ‘nin kaynağı 1500 metre kadar derinliklerde bulunan derin deniz köpekbalıklarının karaciğeridir.
Squalene kanser , tümör, ülser ve romatizmaya karşı vücudun savunma sistemini kuvvetlendirdiği bilinmektedir. Karaciğer, böbrek, şeker ve strese bağlı şikeyetleri azalttığı görülmüştür.Squalene gastriti olan insanlar için şiddetle tavsiye edilir. Çok çalışan insanlar için genel bir sağlık toniği olarak kullanılabilir. Kan dolaşımını hızlandırarak kanı toksinlerden temizlemeye, saflaştırmaya ve zehri çıkarmaya yardımcı olduğu görülmüştür.Squalene cildin, ihtiyaç duyduğu besinleri almaya yardımcı eder ve daha güzel bir cilt sağlar. Ayrıca kalp hastalığı, şeker hastalığı, arterit ve hepatit olan hastalar için çok yaralı olduğu bilinmektedir.
Hint okyanusu,Japon Denizi gibi 600 - 1000 metre gibi çok derin denizlerde yaşayan Aizame (Aİ) cinsi köpekbalığınını karaciğerinden elde edilir. Bu cins balığın karaciğerinin bu kadar kıymetli olma nedeni ise, Ai köpek balığının 400 milyon yıldır hiçbir evrime uğramaması, bu kadar derin bir denizde çok az oksijenle yaşayabilmesidir. Karaciğer ,balığın vücudunun yaklaşık % 25-30 unu oluşturmakta ve bol miktarda SQUALEN içermektedir. Araştırmalar sonucunda elde edilen sonuç Aİ balığının kıymeti hakkında başka bir fikir verebilir.
Aİ Köpekbalığı yaşayan tüm canlılar arasında KANSER vakası görülmeyen TEK canlıdır.
1905 yılında Japonya ` da keşfedilen, biokimyasal formül, 1931 yılında İsviçre`li bilim adamlarınca çözümlendi. Poliansature uzun zincirli bir Hidrokarbon olan Sequalen tamamen doğal ve organik bir gıda tamamlayıcısıdır. Vücudun toksinlerden arındırılmasına,ve immun sisteminin desteklenmesinde kullanıldığı gibi,aynı zamanda vücudu virüslere ve bakterilerekarşı güçlendirdiği bildirilmiştir. Vücuda zindelik kazandırı ve yoğun tempoda çalışan kişilerde yorgunluğu giderir. Cinsel gücü artırıcı etkileri görülmüştür. Hücre rejenerasyonunu hızlandırır,doku harabiyetlerinde iyileşme sürecini hızlandırır. Yanık tedavisinde kullanılabilir. Cildin nemli ve yumuşak kalmasını sağlar.
Squalene Nedir ?
Squalene bütün yaşayan canlılarda bulunan, doymamış yağ oranı yüksek 30 karbon ve 50 hidrojen atomundan oluşan doymamış çoklu bir hidrokarbondur. Kararlı hale gelmek için hidrojen atomuna ihtiyacı vardır. Vücuda girince vücuttaki sudan hidrojen alarak üç oksijen atomunu açığa çıkarır.Böylece vücuttaki oksijeni arttırarak yüksek asiditeyi engeller. Birçok kurama göre dokulardaki oksijensizlik ve yüksek asidite kanser nedeni olup,normal hücrelerin ölüp farklı bir yapı oluşmasına neden olur. Squalene bitkisel yağlarda da bulunabilir. Örneğin zeytinyağı %0.8 oranında Squalene içerir ve çoğunlukla yemek yapımında ve salata da kullanılır. Yapay olarak elde edilen ya da zeytinyağı ve açık deniz köpekbalıklarının karaciğerlerinden alınan Squalene’in sağlığa farklı da olsa yararı varken, sahil köpekbalıklarından çıkarılanın hiçbir faydasının olmadığı rapor edilmiştir.
Vücuttaki squalene yüzdesi ( mg / 1g )
Cilt altı yağ %3
Karın yağları %0.15
Deri %0.148
Pankreas %0.0299
Akciğer %0.0218
Safra Kesesi %0.0091
Besinlerdeki squalene yüzdesi
Zeytinyağı %0.8
Avokado %0.044
Patlıcan %004
Kümes hayvan eti %0.0264
Peynir %0.0955
Tuna Balığı %0.014
Açık Deniz Köpekbalıklarının önemi
Denizin 500-1000 m. Altındaki dünya, bitkiler olsun, balıklar ya da memeliler olsun hiçbir yaşam şeklinin içinde yaşamasına elverişli olmayan çok acıması bir dünyadır. Bunun nedeni 100 atmosferin üzerinde olana yüksek basınç, çok az oksijen ve kısıtlı besin zinciridir. Sıcaklığı 2-4 derece arasında değişen ve neredeyse hiç ışık olmayan karanlık ve soğuk bir yerdir. Ancak bu yerleşimin olmadığı acımasız yerde gizemli açık deniz köpekbalıkları yaşar. Açık deniz köpekbalıkları çok kuvvetli bir hayat enerjilerine sahiptirler. Bu benzersiz balığın yüzeye çıktığında basınçtaki değişime tahammül ederek uzun bir süre yaşama yeteneği vardır. Açık deniz köpekbalığının U şeklinde, diğer bütün balıklardan farklı olan kendine özgü bir karaciğeri vardır. Karaciğer ağırlığının %80’ yağdan oluşur. Karaciğer, köpekbalığının ağırlığının %25’ini ve vücut uzunluğunun 1,5 katını oluşturur.
Açık deniz köpekbalıklarına böyle bir ortamda yaşama yeteneğinin sorumlusu olan hayatını sürdürme gücünün squalene olduğuna inanılmaktadır. Bütün açık deniz köpekbalıklarının karaciğerleri aynı oranda ve aynı yüksek kalitede Squalene içermez. Köpekbalıklarının diğer türleri daha az squalene içerirken, Japonca’da ‘Ai’ diye adlandırılan, daha fazla squalene içeren köpekbalıkları seçimde öncelikli rol oynar. Açık deniz köpekbalığı, kansere ve hemen hemen bütün enfeksiyonel hastalıklara karşı direnç sağlayan olağanüstü miktarda Squalene içerir. Squalene; normal hücreleri hasarlardan ve bağımsız radikallerden kaynaklanan bölünmelerden koruyan güçlü bir antioksidan etkiye sahiptir ve tarım ilacı, polisilik hidrokarbonlar ve vücutta yaşam boyu toplanan ağır metaller gibi toksik kimyasalların çözünmesi ve vücuttan atılması için yüksek kalitede lipofilik özelliğe sahiptir. Hayvanlar üzerindeki çalışmalarda açık deniz köpekbalıklarının karaciğerlerinden alınan squalene güçlü antitümör aktivitesini göstermiştir. En iyi yöntem, Squalene’in geniş dozlarda uzun zaman kullanılmasıdır.
Squalene dokulara nasıl iletilir?
Squalene aslında vücudumuz tarafından da az miktarda üretilerek deri altında depolanır.Squalene aynı zamanda bir lipoprotein olduğu için lipoprotein reseptörlerine bağlanarak vücuda yayılır.Squalene doymamış bir yağ asidi olduğundan Omega 3 gibi davranarak kalp damar sistemindeki iyi kolesterolü arttırarak damar hastalıklarının önlenmesine yardımcı olur.Anne sütündeki bağışıklık maddesi Alkoksigliserolleri (AKG) çok miktarda içerdiği için bağışıklık sisteminin güçlenmesine destek verir.
Squalene hücre yenileyici özelliğe de sahip olup hiyerarşik hücrelere dost anarşik hücrelere ise düşman davranır.
Kullanım alanları:
- Vücuttaki oksijeni arttırarak kanser, tümör, romatizmaya karşı vücudun savunma sistemini kuvvetlendirici özelliği vardır.
- Kemoterapik ilaçlara etkisini arttırarak kanserli hücrelerin iyileşmesine yardımcı olur.
- Cilde sürülerek egzama, sedef ve yanıktan oluşan tahrişi giderici etkisi vardır.
- Başta arterit olmak üzere eklem ve kıkırdak rahatsızlıklarına etkin bir gıda destekleyicisidir
- Özellikle karaciğer fonksiyonlarını düzenleyerek hepatitten ve alkolden kaynaklanan zehiri attığı görülmüştür.
-karaciğer hastalıklarında ve nevraljide pozitif etkili
-kolesterol düşürülmesinde yardımcıdır
-şeker ve ülser yaralarının kapanmasında etkili
-cilde nüfuz edicidir (çok iyi bir krem ve kırışık giderici olarak kullanılır)
-adaptojen özelliklidir.(Yan etkisi yoktur, zehirsizdir ve sterilize edicidir.)
Kullanıldığı vakalar;
-kanser, lösemi
-astım
-hepatit
-böcek ısırıkları
-güneş yanıkları
-kalp hastalıkları
-ülser
-şeker
-hafıza güçlendirici
-cinsel iştahsızlık
-göz bozukluğu
-osteoporosis
-artrit
-allerji
-cilt dokusu yenileme
- Oksidasyonun önlenmesi,
-Kalp damar sisteminin korunması,
-Hücre yenilenmesi,
-Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi üzerinde pozitif etkileri olan ve insan yaşam kalitesini arttıran denizden gelen bir sağlık destek ürünüdür.
SQUALENE tıbbi ilaçlara bir alternatif değildir. Ancak onların etkilerinin artmasına yardımcı olarak kullanılır.
Referanslar
- Wan-Soo Choi, Jong-Sei Kim and Sei Jong kim Departmant of biology chosun University, department ofnternal Medicine Chonnam University Medical Shool, Kwangin, Kore
- Kim Jeong-sang and Kim Jong se department of Oriental Medicine, dongshin University Dep of biology Chosun University
- Dr. Jong-se Kim, Departmen of belology, college of Natural science Chosun University, 375 Seoasuk Copyright 2003 Korcan Society of elecktron Microscopy
- Kwang Phil Cho, Jae Sunig kim, Dept anatomical Phatalogy Chunnam Univ. Hospital
- Su Man Jhung, dept. Of EM, College of medicine, Chosum Universit
Likapa, Ligarba, Yaban Mersini
Tarih: 13 Şubat 2012
Likapa (yaban Mersini)
Yaban Mersini ılıman iklim kuşağına adapte olmuş bir meyve türü olup botanik olarak gerçek üzümler gurubunda yer almaktadır. Ekonomik olarak kültürü yapılan Yüksek boylu Yaban mersini (highbush blueberries) (Vaccinium corymbosum), alçak boylu Yaban mersini (lowbush blueberries) (Vaccinium angustifolium) ve tavşan gözü Yaban mersini (rabbiteye blueberries) (Vaccinium ashei) olmak üzere üç farklı türü vardır. Alçak boylu çalı formunda olan Yaban mersinlerinin yetiştiriciliği daha zordur. Amerika başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde binlerce hektarlık alanlarda tarımı yapılmaktadır. Günümüzde ticari olarak yetiştirilen Yaban mersini 1906 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletlerinde başlatılan seleksiyon çalışmalarının ürünüdür. Bu çalışmalarla seçilen Yaban mersini tipleri daha sonra kendi aralarında melezlenerek yeni çeşitler elde edilmiştir.
Vaccinium myrtillus Doğu Karadeniz ve Uludağ'da doğal olarak yetişen üzümsü bitkidir. Çalı formunda bir bitki olup puslu bir yüzeyi olan mavi ve siyah üzümsü meyveleri
vardır. Giresun ve Ordu'da çalı formundaki bitkide yetişmelerinden dolayı "çalı çileği" olarak adlandırılan bu bitki Batı dillerinde "mavi çilek" olarak (örneğin İngilizce'de blueberry) adlandırılmaktadır.
Ülkemizde değişik adlarla tanınmaktadır. Örneğin Rize’de "likapa",Rize'nin Pazar ilçesinde "kaskanaka", Ardeşen'de "çera veya çela", Trabzon’da "ligarba", "lifos" veya
"Trabzon üzümü", Artvin’de "morsivit" veya "mahabak" ve diğer bölgelerde "ayı üzümü", "çay üzümü" veya "çoban üzümü" gibi adlarla tanımlanmaktadır.
YABAN MERSİNİ'NİN FAYDALARI;
- Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay ishal giderici özellik taşımaktadır.
- Yaban mersini çayının bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene sokmaktadır.
- Yaban mersini çayının idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir.
- Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive etmektedir.
- Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahiptir.
- Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar.
- Taze olarak yenildiğinde kanı temizler.
- Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür.
- Kan şekerini düşürür
- Bağırsak metabolizmasını düzenleyen lifli özelliği vardır.
- Kan kolesterolünü düşürür.
- Pektin içeriği yüksektir.
- Kalp krizi riskini azaltır.
- Gece görüş kabiliyetini artırır.
- HIV VİRÜSÜNÜN tekrarlanmasını azaltır.
- Damar elastikliği ve gözlerin geçirgenliğini artırır
- Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir.
- Kansere karşı savaşan ELLAGIC-ASİT içeriği oldukça yüksektir.
- Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır.
- Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır.
- Kabızlık, bulantı, mide kramplarını ve ülseri önler.
- Damar sertliği oluşumunu engeller.
- Varis ve basur’u (hemoroit) iyileştirir.
- Sakinleştirici özelliği vardır.
- Ağız içi yaralarını iyileştirir.
- İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir.
- Araştırmalara göre günde bir kâse yaban mersini, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.
- Araştırma yapan bilim adamları, özel günleri ‘unutmayı’ alışkanlık haline getirenlere de yabanmersini yemelerini tavsiye ediyor...
PROPOLİSİN FAYDALARI
Tarih: 09 Şubat 2012
PROPOLİSİN FAYDALARI;
Propolisin güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak bilinir. Yapılan birçok sayıda araştırma da propolisin yüksek antimikrobiyal etkisi olduğunu göstermiştir. Propolisin MRSA da dahil olmak üzere 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde,Giardianın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve Herpes ve Influenzanın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde inhibitör etkisi bulunmuştur.
Bunların dışında ayrıca propolisin geniş ölçüde tedavi edici özellikleri vardır. Bu özellikler arasında antikanser etki, antioksidan etkis, yara kapama ve doku tamir etkileri, sindirim sistemi etkileri, deri enfeksiyonları etkisi, anti,-inflamatory etki, anastezik etki, bağışıklık sistemi etkileri, kalp-damar sistemi etkileri ve diş sağlığı etkisidir.Propolis içerisindeki flavanoid seviyesinin yüksek olmasından dolayı, bu ürün insanlarda oksijen radikallerine karşı yakalayıcı olarak görev görür.Ayrıca ilginç olarak vitamin C nin okside olarak zarar görmesini engeller.
Klinik çalışmalar propolisn bronşit ve benzeri rahatsızlıkların, influenza ve herpes, deri mantarları, diş ve diş eti rahatsızlıklarında, ülser,yanık ve abselerde, kulak enfeksiyonlarında, giardi ve kolitde, vajinal ve servikal rahatsızlıklarda etkili olduğunu göstermiştir.
Propolis ve propolisli ürünlerin kontaminasyon ve kısa raf ömürlülüğü gibi problemleri olmamaktadır. Bu durum propolisin antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinden dolayıdır.
TİCARİ OLARAK KULLANIMI
Ham propolis arıcılar tarafından toplandıktan sonra, kullanılabilir ekstraktlar haline getirilir.
Propolis piyasada şu formlarda sunularak, satılmaktadır:
1. Sıvı/ekstrakt/tinktur: En yüksek tedavi edici formdur. Kansere karşı koruyucu olarak etki gösterir. Su içerisine birkaç damla veya çay kaşığının ucuyla toz olarak kullanılabilir.
2. Tablet: Propolis tek başına ya da polen ve arı sütü karıştırılarak hazırlanan tabletler besleyici olarak kullanılabilir.
3. Sağlık, kozmetik ve besin ürünlerine ek olarak:
· Şekerler-sakızlar:Propolis bu ürünlerde tadlandırıcı veya ağız enfeksiyonlarına karşı kullanılabilir.
· Boğaz pastil ve damlaları: hızlı ve etkili çözüm sağlar.
· Burun spreyi, burun damlası ve boğaz spreyi
· Diş macunu: enfeksiyonlara, diş abselerine, çürüklere, ağız kokusuna,diş beyazlatılmasına yardımcı olur.
· Cilt ve kozmetik kremleri, balzamları: cilt sağlığı ve koruması için kullanılır. Ayrıca bu ürünler kesik, abse, yara ve yanıklara uygulanır.
· Şampuan: koruma ve kepeğe karşı.
· Sabun: güçlü koruma
Propolis Hakkında Genel Bilgi;
Propolis, arılar tarafından değişik ağaç kabukları ve bitki yapraklarından toplanarak kovanlara taşınan reçineli maddedir.Propolisin oluşumunda arıların polen ve enzim katkısı bulunmaktadır.Doğal antibiotik,antiseptik,antifungisttir.Arılar propolisi kovan içinde ölen ve dışarı atılmayan arıların izole edilmesinde kullanarak, hastalıkların yayılmasını önler. Arılar,peteği inşa ederken propolisi balmumuyla karıştırıp petek ve kovan yapımındada kullanırlar. Propolis; %55 reçineler ve balsamlar,%30 mumlar,%3 polen,organik ve mineral maddelerden oluşur.
Ayrıca yapısında amino asitler,vitaminler bulunur.Bioflavonoid içeriği akaldan kat kat fazladır.Bioflavonoidler,vitamin C nin asimilasyonunda temel taştır.
Propolis; Bakteri ve enfeksiyonlara karşı mücadelede mükemmel bir yardımcıdır, ayrıca akyuvarların bakterileri harap etme işlemi olan fagositozu kuvvetlendirir.Sadece gripte değil,tekrarlayan çeşitli enfeksiyonlarda ve zayıflamış bağışıklık sistemini güçlendirmede oldukça yararlıdır.
Propolisin Gücü;
Propolisin gücü, aynen üreticisi bal arıları gibi çok geniş kapsamlı ve sayısızdır. Yüksek kolesterolü olan kişlerde propolisin faydaları görülmüştür. Çin de Lian Yun Gang ın Workers hastanesinde Dr. Fang Zhu, hipertansiyon, damar tıkanıklığı koroner kalp rahatsızlığı olan 45 hasta seçmiş ve bu hastalara 30 gün boyunca günde 3 defa 300 mg propolis vermiştir. Bu süre sonunda hastaların kolesterol düzeylerinde belirgin düşüşler gözlenmiştir.
Propolisin diğer bir faydası ise, enzimleri bloke eden prostaglandinleri ortadan kaldırmasıdır. Prostaglandinler tarafından ortaya çıkan ağrı ve ateş propolis tarafından ortadan kaldırılmıştır. Propolis aspirinle aynı enzimleri bloke etmektedir fakat aspirinin yan etkilerini göstermemektedir.
Propolisin enzim bloke edici ve prostaglandin inhibe edici etkisi,ağız ve boğaz için de faydalıdır. Mesela, diş eti kanaması ve doku zedelenmesi ağız sağlığı için en büyük problemlerden birisidir. İltihaplanma ve kanama, diş yapısında zayıflamaya ve diş kaybına neden olur. Fakat propolis, bazı spesifik enzimleri bloke ederek, prostaglandin oluşumunu engeller, iltihaplanma ve diş eti kanamasını önler. Propolis aynı zamanda, diş etindeki damarların yüzeylerini güçlendirir.
Propolisin faydalarından bir diğeri ise, protein metabolizmasını düzenlemesidir. Saraybosna Radyoloji Enstitüsünden bazı fizikçiler radyasyon alan hastalardaki bazı proteinler üzerinde çalışmışlardır. Bu hastalar,düzensiz protein metabolizması ya da X ışınları nedeniyle karaciğer rahatsızlığı bulunan hastalardır. Bu hastalara iki ay boyunca propolis verilmiştir. Diğer grup hastalara ise placebo ilacı verilmiştir. İki ay sonunda, propolis verilen hastaların çoğunda iyileşme, diğerlerinde ise önemli gelişme gözlenmiştir. Placebo ilacı verilen hastalarda ise hiçbir gelişme gözlenmemiştir.
KARATAY DİYETİ İLE SAĞLIKLI ZAYIFLAMA
Tarih: 07 Şubat 2012
Uzun zamandır birçok diyet yöntemleri ve uzmanların yazdığı kitaplar, makalelerle zayıflamaya ve sağlıklı kilo kontrolü için çaba harcıyoruz. Sonuç ne ? Hiç, olmuyor, zayıflayamıyorum !! Şimdi birisi çıkıyor ve diyor ki, "siz Türksünüz Türklerin yeme içme alışkanlıkları farklı, benim dedem 100 yaşını geçmişti, amcam 95 yaşında bisiklet sürüyor, bunlar köyde yaşıyor ve doğal besleniyor. Haydi çevrenize bakın, kimin akrabası yok ki, köylerde yada kırsal bölgelerde doğal gıdalarla beslenen ve uzun yaşayan akrabası olmasın... İşte gerçek. Karatay diyeti, birçok insanın faydalı oluyor dediği bu diyet tamamen tabuları yıkıyor. Ye yiyebildiğin kadar, ancak meyvalardan uzak dur. Çerez ooooo istediğin kadar ye, abartmadan ceviz, fındık, badem, fıstık. Kahvaltıda 2 yumurta, az pişmiş, dikkat çok pişmeyecek, trans yağlar ortaya çıkmasın. Artık Türk insanına göre bir diyet var.
Karatay Diyeti ile doğru bildiğiniz yanlışları düzelteceksiniz. Kilo verirken, sabahları dinç ve dinlenmiş olarak uyanacak, güne sevinç içinde başlayacaksınız. Bütün gününüzü de acıkmayarak, tatlılara saldırmayarak, enerji dolu geçireceksiniz. Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve dolayısıyla sık sık hastalanmayacaksınız! Bu arada her gün düzenli olarak günde 2-3 gr Omega-3 tüketmelisiniz.
Profesör Doktor Canan Efendigil KARATAY'ın kitabını alın ve ayrıntıları okuyun. Bilimsel gerçeklerle desteklenmiş bir kitap. Alın okuyun, mutlu ve sağlıklı yaşayın. Asağıda Kitabın Yazarı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'ın kendi kaleminden bir özetini okuyabilirsiniz.
Istanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğretim üyesi Prof. Dr. M Canan Efendigil KARATAY aynı zamanda Karatay Diyeti - Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC’si isimli kitabın yazarıdır.
Bugün Prof. Dr. M Canan Efendigil KARATAY Seda Sayan'ın programı olan "Sabahın Sedası"nda sağlıklı beslenme ve karatay diyeti üzerine bazı açıklamalar yaptı. İşte Prof. Dr. M Canan Efendigil KARATAY'ın anlattıkları:
Sık sık yemek yemeyin:
İnsülin direnci sık sık yediğimiz zaman ve harcamadığımız zaman kırılamaz.
Az yemek doğru değil, 3 öğün, fakat tok olarak yenilecek. 24 saatin en önemli öğünü kahvaltıdır. Sabah çok kuvvetli yememiz lazım. Her gün 2 yumurta veya pastırmalı yumurta veya menemen yiyebilirsiniz. Avuç içimiz kadar peynir ve yanında salatamızı yiyebiliriz. Yumurta, beyaz peynir, 10-15 zeytin, 1 fincan ceviz (veya fıstık, badem). Ekmek yerine ceviz yiyin. Kilo vermek isteyenler ekmek yemeyecekler. Çünkü ekmek insülin direncini arttırır.
İnsülin yağları depo eden hormondur. Az ve sık yediğimiz zaman sürekli yağlar bu depoya gönderilir. Yemek yediğimiz zaman insülin yükselir ve 2 saat sonra düşmeye başlar. Ve acıkma hissi ortaya çıkar.
Çok kuvvetli bir kahvaltı yaptığımız zaman bütün gün acıkmayız. O sırada leptin hormonu devreye girer ve kendi vücut yağlarımızı ara öğün olarak kullanır. Bu nedenle acıkmayız. Sık sık yediğimiz zaman karaciğer ve pankreas yorulur. Bu nedenle sık sık yemek yemek doğru değildir.
Kilo vermek için insülin direncini kırmak şart:
Ekmekten uzak durulması gerekir. Ekmek yerine ceviz yemeye başlayabilrisiniz. Hiç acıkmayacaksınız ve göbek, basen yağları eriyecek. Yalnız bu yağlar yılların birikimi olduğu için bir anda gitmez. Zamanla yediklerinize dikkat edip kilolarınızı vereceksiniz. Aç kalarak kilo verilmez. 24 saatte mutlaka su vücuda girmelidir. Susuz kaldığınız sürece kilo veremezsiniz.
Öğle yemeğinde ne yenilmelidir:
Eğer acıkmadıysanız öğle saatinde bir şey yemeyiniz. Bir fincan fındık-fıstık yiyebilirsiniz. Lahmacun en sağlıklı yiyeceklerden biridir. Hamuru çok ince olmalıdır. lahmacun şu bakımdan sağlıklıdır: üstünde et ve sebze vardır, yanında soğanı ve maydanozu vardır. Güvendiğiniz bir yerde küçük bir lahmacun yiyebilirsiniz. Kilo verene kadar bu şekilde devam etmelisiniz. Bu karaciğer yağlarının gitmesi için şarttır.
Karatay diyeti nedir? Karatay diyeti nasıl yapılır?
Karatay diyeti aslında bir diyet değildir. Bir yaşam biçimidir. Bu önemli konulara sağlıklı bir yaşam için dikkat edilmelidir. Biz hareketsiz bir toplumuz, çok ekmek yiyoruz, çok meyve suyu içiyoruz. Bunun yerine balık yiyebiliriz. Balık sağlıklı bir yiyecektir.
Bilim adamları "şeker en tatlı zehirdir" diyorlar. Bir dilim ekmeğin üzerine kesme şekerleri yerleştirin, ne kadar şeker alırsa o kadar şeker yiyoruz ekmekle birlikte. Karaciğer yağınızı azaltmak istiyorsanız ekmekten uzak durmalısınız.
Önemli olan sağlıklı olarak yavaş yavaş kilo verip, o kilolarda kalmaktır.
Yaz geliyor, kiraz, erik, bir iki kayısı ve çilek yiyebilirsiniz. Kavun ve karpuzdan kilo vermek istiyorsanız uzak durmalısınız.
"Özgür tavuk" yenilmelidir
Köy tavukları sağlıklıdır, doğal ortamda büyüyenler. Ama hareketsiz bir ortamda büyüyen tavukları tüketmenizi önermem. Kebap ve baklagiller tüketebilirsiniz, yanına ekmek yemeyeceksiniz. Balık sağlıklıdır. Yalnız mısır unu kızartıldığı zaman kanserojen etki ortaya çıkar.
Dikkat etmeniz gereken en önemli nokta akşam saat 8'den sonra yemek yemeyeceksiniz.
Zayıflamak için ne yapmalıyım?
Tarih: 07 Şubat 2012
Zayıflamak için ne yapmalıyım?
Aşağıdaki tablodaki "DEĞER" adlı değer; 1kg 'lık ağırlığın 1 dakikada harcadığı kcal (kilo kalori) miktarını ifade eder. Bu değeri ağırlığınız ile çarptığınız zaman ortalama olarak 1 dakikada harcadığınız enerjiyi bulursunuz. Bu değeri de istediğiniz dakika miktarıyla çarparak toplam faaliyet süresince ne kadar enerji harcadığınızı bulursunuz.
Ör: " Ütü yapmak " faaliyetinin tablodaki faktörü 0,033 'tir. 70 kiloluk bir insanın 30 dakika boyunca ütü yaparak ne kadar enerji harcadığını bulmak için.
Harcanan Enerji = Değer x Ağırlık (kg) x Süre (dak)
Harcanan Enerji = 0,033 x 70 x 30 = 69,3 kcal
Tablodaki "1 saatte harcanan Enerji" bölümünde ise örnek olması amacıyla 50kg ve 75kg ağırlığındaki iki insan için gerekli değerler hesaplanmıştır.
Tablodaki enerji harcama miktarlarının kesin olarak doğru olması mümkün değildir. Faaliyetin zorluk derecesine, insan vücut tipine, kas-yağ oranına, yaşına ve benzeri faktörlere göre değişecektir. Ancak ortalama olarak gerçek değerlere oldukça yakın çıkacağını söyleyebiliriz.
Şimdi aşağıda sıralanan maddeleri dikkatle okuyalım. Bu maddelerden birkaç tanesini aynı anda uygulayabilmek sizin için çok iyi bir kilo verme performansı demektir. Eğer maddelerden birçoğunu aynı anda yapabiliyorsanız hızla kilo verebilirsiniz. Sadece 1-2 tanesini yapabiliyorsanız bile kilo verebilirsiniz ama daha uzun süre alacaktır.
İnsan metabolizmasının tepkisi ve değişimi genellikle 10 gün ile 30 gün arasında değişir. Bu ne demektir? Alışık olduğunuz yaşam şeklini değiştirseniz bile, metabolizmanız buna en erken 10 gün, en geç 30 gün içinde yanıt verecektir. Daha açık olarak siz kilo vermeye karar verdiniz ve aşağıdaki maddelerden bazılarını uygulamaya başladınız, 10 gün çok değişiklik beklemeyin, zayıflasanız bile çok önemsiz düzeyde olur, ama metabolizma değişikliği fark ettiği anda itibaren bu kilo verme hızlanır ve alışkanlık tam olarak oturduktan sonra rutin olarak devam eder. Siz bu iyi alışkanlığı bıraktığınız anda hemen kilo almazsınız, yine en erken 10 gün sonra kilo almaya başlarsınız.
1. Yeme alışkanlıklarınızı değiştirin. Nasıl yapacağız ? Her tür cerez ( fındık fıstık, ceviz, kabak çekirdeği vs ), özellikle yemeklerden önce birkaç bardak su içebilirsiniz. Bu size öğününüzde daha çabuk doymanıza neden olacaktır. Glisemik indeksi düşük gıdalar ile beslenin. Et, yumurta, tereyağı, bütün sebzeler serbest. Ekmek, şeker, pirinç pilavı, makarna dan uzak durun.
2. Düzenli yemek yiyin. Kahvaltıyı yada öğünleri atlamanız size fayda sağlamaz, aksine daha çok kilo aldırır. Bir örnek ramazan ayı boyunca birçok insan kilo vereceğine, tam tersi kilo almaktadır. O nedenle öğünlerimizi düzenli yemeye dikkat etmeliyiz. Yemekten önce bir bardak su sizi daha az yedirir. Akşam 19:00 veya 20:00 dan sonra hiçbirşey yemeyin. Öğünlerimizden akşam yemeğini daha hafif olmalı. Sebze ağırlıklı olan ve protein değeri yüksek yemekleri tercih edin. Özellikle balık ve zeytin yağlı mevsim salatalarını atlamayın.
3. Spor yapın. OOOooo çok zor bu imkansız, vakit yok, bunu duyabiliyorum. Sizin hergün düzenli koşmanızı, 1 saat düzenli hareketler yapmanızı istemiyorum. Spor her durumda iyidir, kendi kapasitemizi çok zorlamadan, sınırlarımızı bilerek yapılan her tür düzenli spor faaliyetleri size kilo verdirecektir. Ancak, şunu unutmayın yapacağınız 40 dakikalık tempolu bir yürüyüş bile bir spordur. Amerika’da yapılan bir araştırmada en uzun yaşayan insanların yaptığı en ciddi sporun köpek gezdirmek olduğu belirlenmiştir. O nedenle yapacağınız sportif faaliyeti düzenli, sürekli ve hayatınıza adapte etmeniz gerekiyor. Spor yapmak zordur ama, arabanızı biraz uzağa park edin ve eve yürüyün, dönüşte de yürüyerek gideceksiniz arabaya kadar. İşte düzenli bir spor, en az haftada 5 gün. Markete, manava yada her nereye gidiyorsanız yürümeyi deneyin, en kolay ve yaşamınıza adapte edeceğiniz sportif faaliyet yürümektir.
4. Arkadaşlarınız ile birlikte hareket edin. Sizin bir anda şevkinizin kırılması durumunda arkadaşınız size destek olacaktır, yolda sohbet etmek, konuşmak size daha fazla kalori harcattırır. Yapacağınız düzenli bir faaliyeti zevkli hale getirir.
5. Kilo vermeyi hedeflediğinizi, tüm arkadaşlarınız ile paylaşın, böylece herkez sizin kilo vermek hedefinizi bilecektir ve sağlıksız beslenme konusunda kimse size ısrarcı olmayacaktır. Konuştukça bu hedefe daha çok bağlanacaksınız, tekrarladıkça hep aklınızda olacak.
6. Zararlı alışkanlıklarınızı bırakın, bıraktığınızı herkesle paylaşın, her fırsatta yaptıklarınızın sonuçlarını arkadaşlarınız ile paylaşın. Onlar da bunu başkalarına anlatacaklar ve pozitif bir enerji yaratın, bu enerji dönüp dolaşıp size gelecektir. Zararlı alışkanlık : sigara içmek, sizi hasta eder ve sağlıksız kilo almanıza sebep olur, ciğerleriniz iflas eder ve az yaşayıp çok cile çekersiniz. Alkollü içecekler : her tür alkollü içecek serbest ama, sadece 2 kadeh yada size göre uygun doz, tamamen bırakın demiyorum, içmeyenler içmesin, içenler de kabul edilebilir doza indirsin.
7. Bol su için, her fırsatta su için vücudumuzun suya ihtiyacı vardır ve bizler az su içerek vücudumuzu daha çok yıpratıyoruz. Suyun sayısız faydalarından birkaçı ; zararlı toksinlerin atılmasını sağlar, metabolizmayı hızlandırır, hücrelere besin ve oksijen taşıyarak zayıflamayı hızlandırır, kabızlığı önlediği için metabolizmayı hızlandırır. Suyunuzun içine taze sıkılmış limon ilave edebilirsiniz.
8. Boş vakitlerinizde yada hafta sonunda yapacağınız faaliyet yada hobilerinizi gözden geçirin. Bisiklete binmek, yüzmek, doğa yürüyüşleri yapmak, kışın kayak veya kış sporları gibi süresi uzun olan faaliyetleri tercih edin. Haftada bir gün yapılan halı saha maçlarından kaçının 1 saatlik halı saha maçı yapanların çoğu kiloludur, kısa süreli koşu ve sınırları zorlamak size fayda değil zarar getirir. Bunun yerine 3 gün 30 dakika yürümek çok daha faydalı ve sağlıklıdır.
9. Pozitif düşünün ve mutlu insanlarla arkadaşlık yapın. Gülmek kalori harcatır, çok gülen ve neşeli insanlar, daha zor kilo alır, depresif kişiler ise daha çabuk kilo alır ve sıkıntıdan sürekli yeme ihtiyacı duyarlar. Bu kişilerin yanındaki kişiler de abur cubur şeyler yemek durumunda kalırlar.
10. Vücudunuzu dinleyin, kendinizi tanıyın, rahat olduğunuza karar verdiğiniz kilo sizin için sağlıklı kilodur !! Kabul edilebilir ideal vücut, bel kalınlığı boyunuzun yarısı kadar olmalı. Örnek bel kalınlığınız 85 cm ise, boyunuz en az 170 cm olmalıdır. Boyunuzu değiştiremeyeceğinize göre, orantıyı sağlamak için bunu bel kalınlığını düşürerek yapabilirsiniz. 170 cm boyundaki bir insanın bel kalınlığı 85 cm den daha düşük olmalıdır.
11. Dr. Mehmet Öz beynimizin 4 şeye ihtiyacı olduğunu söylüyor : Seks, uyku, gıda ve su. Dr Öz değerli bir bilim adamı, onu dinleyelim, düzenli seks yapalım, her gün en az 7 saat uyku uyuyalım, bol su içelim ve düzenli beslenelim. Sadece bunları yaparsak ideal kilomuza ulaşabiliriz.
12. Gıda takviyeleri alabiliriz, ancak karışık olanlardan kaçınalım, ambalaj üzerinde yazan içerikler çoğunlukla yanlıştır. Gıda takviyelerinde en güvenilir olanlardan biri Omega-3 tür. Hergün 2-3 gr Omega 3 tableti almalısınız.
|
|
|||
|
Faaliyet |
DEĞER |
50kg |
75kg |
|
Uyumak |
0,017 |
51 |
77 |
|
Rahatça Uzanmak |
0,022 |
66 |
99 |
|
Televizyon Seyretmek |
0,022 |
66 |
99 |
|
Yemek Yemek |
0,023 |
69 |
104 |
|
İskambil Oynamak |
0,025 |
75 |
113 |
|
Ayakta Durmak |
0,027 |
81 |
122 |
|
Oturarak Yazmak |
0,029 |
87 |
131 |
|
Ütü Yapmak |
0,033 |
99 |
149 |
|
Bilardo Oynamak |
0,042 |
126 |
189 |
|
Kano (Gezinti) |
0,044 |
132 |
198 |
|
Halı Süpürmek |
0,045 |
135 |
203 |
|
Yemek Pişirmek |
0,045 |
135 |
203 |
|
Bahçe İşleri (Tırmıklamak) |
0,054 |
162 |
243 |
|
Egersiz Bisikleti (20 km/s) |
0,057 |
171 |
257 |
|
Araba Kullanmak |
0,058 |
174 |
261 |
|
Cam Silmek |
0,059 |
177 |
266 |
|
Ortalığı Toplamak |
0,062 |
186 |
279 |
|
Alış-Veriş Yapmak |
0,062 |
186 |
279 |
|
Yerleri Silmek (Sopalı Bez İle) |
0,062 |
186 |
279 |
|
Jimnastik |
0,066 |
198 |
297 |
|
Step (20 adım/dak) |
0,071 |
214 |
321 |
|
Bahçe İşleri (Çitle Çevirmek) |
0,077 |
231 |
347 |
|
Yürüyüş (Asfalt) |
0,080 |
240 |
360 |
|
Yürüyüş (Çim) |
0,081 |
243 |
365 |
|
Bisiklete Binmek |
0,082 |
246 |
369 |
|
Yürüyüş (Hafif Eğim) |
0,082 |
246 |
369 |
|
Golf Oynamak |
0,085 |
255 |
383 |
|
Kano (Yarış) |
0,103 |
309 |
464 |
|
Yerleri Silmek (Bez İle Ovmak) |
0,109 |
327 |
491 |
|
Bahçe İşleri (Çim Biçmek) |
0,112 |
336 |
504 |
|
Tepe Tırmanışı (Yüksüz) |
0,121 |
363 |
545 |
|
Bahçe İşleri (Kazmak) |
0,126 |
378 |
567 |
|
Yüzme (Yavaş Kulaç) |
0,128 |
384 |
576 |
|
Tepe Tırmanışı (5 kg Yükle) |
0,129 |
387 |
581 |
|
Basketbol |
0,138 |
414 |
621 |
|
Boks (Antrenman) |
0,138 |
414 |
621 |
|
Tepe Tırmanışı (10 kg Yükle) |
0,140 |
420 |
630 |
|
Step (40 adım/dak) |
0,143 |
428 |
642 |
|
Tepe Tırmanışı (20 kg Yükle) |
0,147 |
441 |
662 |
|
Yüzme (Hızlı Kulaç) |
0,156 |
468 |
702 |
|
İp Atlamak (70 atlama/dak) |
0,162 |
486 |
729 |
|
Yüzme (Kurbağalama) |
0,162 |
486 |
729 |
|
Koşmak (10 km/s) |
0,163 |
489 |
734 |
|
İp Atlamak (80 atlama/dak) |
0,164 |
492 |
738 |
|
Bisiklet Yarışı |
0,169 |
507 |
761 |
|
Yüzme (Sırt Üstü) |
0,169 |
507 |
761 |
|
İp Atlamak (125 atlama/dak) |
0,177 |
531 |
797 |
|
Step (60 adım/dak) |
0,213 |
638 |
958 |
|
Boks (Maç) |
0,222 |
666 |
999 |
Ortodoks Tıbbından Enerji Tıbbına Geçiş Süreci ...
Tarih: 02 Şubat 2012
ENERJİ KAVRAMI DÜNYA TIBBINDA YENİ UFUKLAR AÇACAK.
Enerji alanlarına bilimsel bakış içerisinde olmalıyız...
son 10 yıldır Avrupa ve Amerika daki modern sağlık kuruluşları bu alanlara özel ilgi göstermeye başlamışlardır.
Bununla parelel son 10 yılda ülkemizde de bu alan doktorların gittikçe ilgisini çekmektedir. Sağlık olaylarına daha bütünsel bakma anlayışı giderek gelişmektedir.
Amerikalı insan enerji alanları bilimi araştırmacısı Dr. Valerie Hunt çok güzel bilimsel araştırmalar yapmıştır.
20 yılın araştırma sonuçlarını dünya ile paylaşmıştır.
Fevkalede ilginç, güzel , faydalı araştırmalar yapan bu araştırmacıyı kutluyoruz.
Ve araştırma sonuçlarını istifadenize sunuyoruz.
Dr. Cevdet Mirmahmutoğulları
İşte araştırma içeriği;
ENERJİ ALANLARINA BİLİMSEL YAKLAŞIM
Batı kültürü, tarih boyunca teknoloji aracılığı ile bilimsel testler yaparak,ölçerek,biçerek, deneyerek anlasa da,anlamasa da çeşitli sıradışı ya da sıradışı zannettiği olayı değerlendirmiştir.
Zaman içersinde, bio-enerji alanları çok tartışılmış, yeterli ve sürekli yaşanan veriler olmasına rağmen bir ölçüm veya tanımlama yapılamamıştır.
Çünkü Şakralar ve Meridyenler, batı bilimcileri ve bilimi tarafından ilkel Doğu kültürünün mistik yapısı olarak görülmüş ve reddedilmişlerdir.
Ama son yıllarda, Şakralar, Akupunktur Meridyenleri ile beraber yeniden gündemdedirler; süptil enerji teknolojisi oluşmakta, ölçümler yapılmakta, varlıkları ve özellikleriyle önceki evren anlayışımıza yeni bir vizyon getirmektedirler.
Aynı zamanda da, doğanın tanımlanması için yeni bir matematiğe ihtiyaç olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır;fraktallar ve algoritmik formüller farklı ve yeni bir dinamiği gösterirlerken,bio-enerji alanlarından gelen düzensiz ama sürekli titreşimler (rezonanslar-vibrasyon) kaydedilmektedir.
Kuantum Fiziği bize, maddenin özünün yani "cevher" in kendi halinde olmadığını ve gözlemlenemediğini söyler fakat daha ince yani süptil enerji parçacıkları organize edilmekte, sınırlandırılmakta ve tanımlanabilmektedirler.
Fiziksel özün içine doğru yapılan daha derin bir araştırmada, bir veya birden fazla elektrik enerjisi ile veya enerji alanıyla karşılaşırız.
Tüm madde örneklerinde, ağaç, bitki, taş, kaya veya hayvan, hangisi olursa olsun bu alanlar vardır çünkü tümü parçacık, atom ve hücrelerden oluşurlar.
Alanların her birisi sabit ve dinamik bir denge içindedirler; cevherin yoğunluğunun azlığı yani daha az katı maddelerdeki enerji alanı daha enerjik ve özel bir güç yaratmaya daha yöneliktir.
Uyumlu titreşimler (rezonanslar-vibrasyon) doğanın ilkel fizik bağlarıdırlar, her frekans veya frekans bandı, doğal ya da yaratılmış uyumlu bir titreştiricidir.
Öte yandan, bir enerjinin titreşim türüne göre yankı yapısı yani titreşimleri özümleme veya etkileme yapısı veya karakteri anlaşılır.
Kuramsal olarak, evrende varolan tüm frekans titreşimleri bedende mevcuttur ama bunların içinde saniyede milyar veya trilyon sayıda titreşen dönemsel titreşimler vardır ve ölçümlenmeleri şu an için mümkün değildir.
Yaşayan veya durağan, atıl olan her madde özü, ister mineral, ister kimyasal yapıda olsun kendi enerji alanında özgün bir titreşime sahiptir, bu onun imzası gibidir yani etkin veya sabit her titreşim, kendi alanında özgün bir karaktere sahiptir, böylece alanların ve titreşimlerin güçleri anlaşılır ve örneklenebilir.
Alanın ana kaynağı çevresiyle beraber bir insandır, size ne olursa olsun, bunu önce enerjiniz algılar yani etki geldiğinde önce enerji alanınız delinir veya etkilenir ancak ondan sonra sinir sisteminiz bilgilenerek, beyne haber yollar.
Enerji alanımızda yer alan bilgilerin ya da bilgi yüklü titreşimlerin miktarı, nörölojik bilgilerimizden binlerce, onbinlerce kez daha fazladır ve bu bilginin kullanım hızı saniye ile dahi ölçülemez.
Aynı enerji alanımız, bedenimizin sağlığı ile ilgili sayısız bilgiyi de içerir, bedenimizdeki sorunlarla ilgili dokusal ya da kimyasal bilgi veya nörölojik ya da patalojik bilgi bu alanda bulunur.
Enerji alanlarının Aura ile ilgisi
Konunun en önemli ismi İnsan Enerji Alanları Bilimi araştırmacısı ve "The Science of Human Vibrations/İnsani Vibrasyonlar Bilimi/Malibu Publishing/1995″ kitabının yazarı Dr. Valerie Hunt´dur.
Hunt geçen 20 yıl içinde UCLA Elektromiografik Laboratuarları´nın Psikolojik Bilimler Bölümü´nü yönetirken, sinir-kas sistemiyle "neuromuscular" ilgili düşük düzeydeki enerji örneklerini belirledi ve kaydetti.
Bu düşük güçteki aktivite bir içgüdü gibiydi, bilinmeyen bir kaynaktan geliyordu.
Özel Elektromiografi aygıtlarıyla çalışan "Bu aygıtlarla uzayda bulunan astronotların beyin, kalp ve kas sinyalleri ölçülmektedir." Dr. Hunt, söz konusu enerjinin kasların çok çalıştığı zamanlarla, dinlenme zamanları arasında yoğunlaştığını belirledi, yeni örnekler kaydetti. Beden ile ruh arasındaki enerji ilişkilerini de araştıran Dr. Hunt, deriye yerleştirdiği özel gümüş/gümüş klorid elektrotlar aracılığı ile miliwolt düzeyindeki enerjileri saptadı, bu enerji birikimi de yine ara dönemler sırasında oluşuyordu yani normal anlarda artıyor, çalışma veya dinlenme anlarında azalıyordu.
Benzer bir deneyi Glendale, California´daki Şifa Işığı Merkezi´nden Rosalyn Bruyere tarafından yapıldı ve auraların tam o anlarda oluştuğu onaylandı.
Elde edilen veriler, bilgisayarlara yüklendiğinde ortaya çıkan raporlarda, enerji renk ve miktar olarak görünüyor, şakralara doğru hareketleniyor ve kişinin çevresinde değişen auralar "renkli enerji bulutları" oluşuyordu.
Sonogram frekans analizleri ve Fourier Testleri yapılarak, veriler derinlemesine incelendi, sonuçlar inanılmazdı.
Enerji dalgalarının formları ve frekansları değiştikçe renkler de değişiyor veya etkileniyorlardı.
Bruyere, auradaki mavi rengin özelliğinden söz ediyor ve elektronik ölçümlerde bu rengin daima aynı kaldığını ve aynı bölgelerde bulunduğunu raporunda yazıyordu.
Aynı deneyi yapan Dr. Hunt, yedi aura görücüsünü yani algı düzeyi yüksek yedi "pşisik" kişiyi deneylerinde kullandı.
Denekler aura renklerini doğru olarak gördüler ve benzer sonuçlara ulaştılar.
Bunun üzerine Dr. Hunt, yüzyıllardır anlatılan aura görücülüğünün bir gerçek olduğunun, ilk kez tarafsız bir bilimsel ortamda kanıtlandığını açıkladı.
Odanın elektriği azalınca, aura bozuluyor;
Bilindiği gibi, elleriyle şifa veren şifacılarle, şifa verilenler arasında bir tür bütünleşme veya birleşme olduğu varsayılır.
Örneğin, şifacı acıya veya ağrıya yönelmişse tansiyonu düşmekte ve ortaya güçlü mavi-beyaz-mor enerji alanları çıkmaktadır ve bu alanların verici ile alıcı arasında bütünleştirici bir rol oynadığı görülmektedir.
Deneyimli şifacılar, şifa seansını bitirdiklerinde, şifa verilenle aynı enerji alanlarını artı paylaşmaktadırlar; bunun gözlemlenebilmesi ve kontrolu şifanın başarılı veya başarısız olduğunun göstergesidir.
Kullanılacak araç ise basit bir Aurametre veya sayfalarımızda gördüğünüz araçtır.
NASA Uzay Programı sırasında elektromanyetik alanların etkileri araştırılırken, "Mu" adı verilen özel bir odada deneyler ve ölçümler yapılmaktadır.
Korunmalı olan bu özel oda UCLA Fizik Bölümü´ndedir, odada havadaki doğal elektromanyetik enerji ölçülmekte ve çekim alanları veya oksijen miktarı değiştiğinde ortaya çıkan farklılıklar gözlemlenmekte ve özel aygıtlarla, elektromanyetik enerjilerin frekansları belirlenmektedir.
Buraya kadar herşey bilimsel ve normaldir ama işin içine bir aura-görücüsü girinceye kadar…
Deneylerde bulundurulan bu aura görücüsünün aldığı sonuçlar ise inanılmazdır. Atmosferdeki elektrik yükü azaldığında, aura alanları düzensizleşmekte, dağılmakta ve anlamlarını yitirmektedirler yani duyusal feedback azalmaktadır.
Bu durumda, insanın bedenini algılama oranı düşeceğinden özellikle uzaydayken bedenindeki değişiklikleri de fark edemeyecektir.
Aura-Görücü, enerjinin akıcı olmadığını, şakralar ve insanlar arasında sıçradığını ve enerjinin görüntüsünün balık ağına benzediğini söylemektedir ve bu görüntü Meridyan yollarıyla ilgili değildir.
Odadaki elektromanyetik enerji tamamen tükendiğinde, geriye sadece içerde bulunanların enerji alanları kalmaktadır.
Bu durumda, birisinin enerji alanı, diğerininkini zayıflatmaktadır.
Atmosferik elektromanyetik enerjinin yokluğu, bireysel alışverişi arttırırken, aralarında bir karmaşa oluşmaktadır yani genelde bir bozukluk ortaya çıkmaktadır.
Bu sonuca çok benzer bir olay, yoğun üzüntü, acı ve ağlama anlarında ortaya çıkmaktadır; aşırı üzülen bir insanın çevresindeki elektromanyetik enerji hızla azalmakta ve besleyici özelliğini yitirmektedir.
Oda deneyinde elektromanyetik enerji düzeyi arttırıldığında, aura alanları düzelmekte ve normale dönmektedirler.
Denekler kendilerini temizlenmiş hissetmekte ve bilinçlerinin açıldığını söylemektedirler. Auralar parlak renklere dönüşmekte ve beyaz vibrasyonlar çoğalmaktadır.
Kısacası, bulunduğumuz çevrenin yani atmosferin elektrik yükü veya oranı bizi etkilemekte ve değiştirmektedir.
Bio-enerji alanı gerçekten şifa veriyor mu?
Dr. Hunt, biyolojik tıbbın ve psikoloji yöntemlerinin gelecekte tedavi ve kontrol için bioelektriğe öncelik vereceklerine inanıyor.
Şu anda rahatsızlığın ve sağlığın bu alanda başladığını biliyoruz; Dr. Hunt´a göre bu alan teşhis ve tanı alanıdır, öyleyse neden bu alandan yararlanmayalım?
Araştırmalar dünyadaki temel ve ilkel tüm reaksiyonların elektromanyetik enerji alanları arasında olduğunu gösteriyorlar; bu reaksiyon ilişkisi çok dinamik ve hızlıdır.
Deneylerde bu bağlamda patlamalar görülmüştür ve yaşadığımız olayların çoğu bu patlamaların ardından oluşmaktadır.
Dr. Valerie Hunt, 1992 yılında Bioenerji Alan Vakfı´nı kurarak, yirmi yıllık birikimini aktardı. Bugün bu vakıf, koruyucu sağlık konusunda, tümüyle yeni bir bilimsel bakış açısı ve tıbbi yöntemler kullanarak, teşhisler ve tanılar yapıyor ve Yeni Çağ´ın müjdesini veriyor ama herşey bilimsel olması kaydıyla…
Ülkemizde de modern tıp içinde çalışan pratisyenler, uzmanlar, doçent ve profesörlerimizin bir kısmı Amerika ve Avrupa`da gelişen bu alana özel ilgi göstermektedir.
Bir çok hocamız reiki, meditasyon, hipnoz, manüplasyon,eft,radyestezi gibi tamamlayıcı tıp alanlarını kendilerinde veya hastlalarında uygulamaktadırlar.
Çağımız 20 yıl içinde modern tıp ile tamamlayıcı tıbbın iç içe geçmesinden oluşan entegre tıp sistemine doğru hızla ilerlemektedir.
Metabolik sendrom bozukluğuna bitkisel çözümler
Tarih: 09 Aralık 2011
Metabolik sendrom, günümüzde insan sağlığı üzerinde önemli tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Önlenmesi ve tedavisi için tek başına bir ilaç tedavisi yeterli olmuyor; yaşam şekli düzenlemeleri, beslenme değişiklikleri, egzersiz programlarının yanı sıra
Hiç şüphesiz “Daha az yiyin, daha fazla egzersiz yapın” şeklinde basit bir genel tedavi stratejisinden ziyade uzmanlar tarafından kişiye göre ayarlanmış tedavi uygulamaları gerekiyor. B Korunma ya da tedavi sürecinde yararlı olabileceği bilimsel olarak ortaya konulmuş birkaç bitkiden bahsedelim.
Dut Yaprağı;
Yeşil çay
Yeşil çayın metabolik sendrom şikayetleri üzerinde etkinliğini ortaya koyan gerek deney hayvanları üzerinde ve gerekse klinik olarak insan gönüllüler üzerinde yürütülmüş çalışmalar bulunuyor. Bu çalışmalarda yeşil çayın zengin antioksidan etkili polifenolik (kateşinler, teaflavinler) içeriğinden kaynaklanan çok yönlü bir etkinliği görülüyor:
1. İstirahatteki metabolizma hızını yükseltip yağ yakılmasını artırarak,
2. Kan şekeri metabolizmasını düzenleyerek,
3. Kan basıncı ve kötü kolesterol (LDL) seviyelerini düşürerek ve LDL’nin oksidasyonunu önleyerek kalp ve damar hastalıkları gelişmesi riskini azaltarak.
Deney hayvanları üzerinde yürütülen bir çalışmada bir grup hayvana sadece yüksek fruktoz (meyve şekeri) içerikli besinler verilirken diğer bir grup hayvana ise fruktozlu besinlerin yanı sıra yeşil çay verilmiş. Fruktoz yüklenen hayvanlarda yüksek açlık şekeri, yüksek insülin seviyesi ve yüksek kan basıncı gibi metabolik sorunlar yeşil çay verilen hayvanlarda gözlenmemiş.
Saha çalışmaları yukarıda belirtilen yararların sağlanabilmesi için günde en az beş bardak koyu demlenmiş yeşil çay içilmesi gerektiğini gösteriyor. Tabii çayın şekerle tatlandırılması beklenen etkinliği azaltacaktır. Kafeini çıkarılmış (dekafeinize) yeşil çay içilmesiyle de bu etkinin kaybolmayacağı bildiriliyor. Ancak kafeinin yağ metabolizmasını hızlandırıcı etkisinin göz ardı edilmemesi gerekir.
Zerdeçal
Zerdaçal değeri son yıllarda bilimsel olarak da ortaya konulan Hint ve Çin mutfak ve tedavi kültürünün en değerli parçası. Başlıca etkili bileşeni olan kurkuminlerin antioksidan ve yangı giderici etkileri ve bilhassa metabolik sendrom hastalarında artış gösteren bazı etkenler (nükleer faktör kappa B) üzerinde baskılayıcı etki göstermesi nedeniyle metabolik sendrom şikayetlerinin giderilmesinde rol oynadığı bildiriliyor. Özellikle kilo artışı, vücut yağ kitlesi artışı, trigliserit ve kan basıncında yükselme gibi belirtiler üzerinde etkili. Kurkuminler ile ilgili en önemli sorun, bu maddenin vücuttaki emiliminin çok düşük olması. Yeterli kan seviyesine erişebilmek için 8-10 gram gibi yüksek miktarlarda zerdeçal tüketilmesi gerekiyor. Ancak son zamanlarda emilimini artıracak bazı çözümler üretildi. Bunlardan biri karabiber özütü ile birlikte verilmesi; içerisindeki piperin emilimini artırıyor. Bir diğeri ise soya fosfolipitleri ile oluşturulan kompleksinin (phytosome) uygulanması. Bu şekilde pazarlanan besin destekleri pazarlanıyor.
Tarçın
Yapılan çalışmalar tarçın kabuklarının şeker hastalarında kan şekerini düşürdüğü, yağ hücreleri tarafından glukoz kullanımını artırdığı, insülin-reseptör işlevini düzenlediği, trigliserit ve LDL-kolesterolü düşürdüğünü ortaya koymuştur. Bu nedenle günde 1-3 çay kaşığı kadar toz edilmiş tarçın kabuğu ya da 250-500 miligram kadar kapsülün kullanılması öneriliyor. Bahsettiğim bu üç bitki baharat ya da içecek olarak günlük beslenmemizde önemli bir yer tutuyor. Ancak bazılarımız lezzetlerine aşina olmayabilir ya da yeterince kullanamayabilir. Bu nedenle kanımca bu dördüne diyetlerinizde biraz daha fazla yer açmak, gerektiğinde kürler halinde kapsül formülasyonlarını kullanmak yararlı olacak.
Metobolik sendrom bozukluğu için bitkisel karışım;
Kan Grubuna Göre Beslenme
Tarih: 07 Aralık 2011
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME;
A GRUBU KAN
Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):
- Balık
- Zeytinyağı
- Yer fıstığı, ceviz, kabak çekirdeği, badem,hardal (sirkesiz), kedi otu, ginseng, kuşburnu, papatya, kahve, yeşil çay, keten tohumu, kimyon, kekik, biberiye,
- Börülce fasulye, her türlü mercimek, soya ve ürünleri (doğal, genetiği değiştirilmemiş), çavdar ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, karabuğday ürünleri ve ekmeği, eski tip buğday ürünleri ve ekmeği (amarant veya eski turk buğday)
- Enginar, karalâhana, marul, havuç, kabak, pırasa, ıspanak, pazı, beyaz lahana, brokoli, sarımsak, soğan, kereviz, maydanoz ve bütün yeşil yapraklı sebzeler
- Kayısı, dut, incir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, zencefil, pekmez, aloe vera, yer elması
- Magnezyum sülfat (İngiliz tuzu).
Zararlı olan yiyecekler:
- Her et (tavuk ve hindi hariç); karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); deniz hayvanları (kerevit, kalamar v.b.) ve havyar
- Süt, dondurma, tereyağı; herhangi sıvı veya katı yağ (balık yağı, inek iç yağı, zeytinyağı ve keten yağı hariç),piyasa zeytinleri (boyanmış ve beyaz sirke veya limon asidi ile karıştırılmış)
- Kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, buğday tip 405–550
- Patates, biberler, pul biber, domates salçası
- Portakal ve suyu
- Soda, gazoz, şarap sirkesi, früktoz, glikoz, tatlandırıcı, sakız, jelâtin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.
Yenebilenler:
- Tavuk ve hindi eti, taze yumurta
- Yoğurt, kefir, koyun keçi peyniri ve sütü, beyaz peynir, salamura peynir, eski kaşar, tulum peyniri, mozarella
- Kestane, badem, susam ve ürünleri, pirinç ve ürünleri, mısır ve çeşitleri, arpa çeşitleri, barbunya, nohut
- Turp, kırmızı pancar ve "Zararlılara girmeyen meyve, sebze ve yiyecekler.
Dikkat!
Kırmızı et, süt, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler;
transgenik tatlandırıcı, aroma, boya, nişasta, glikoz, früktoz; süt tozu,
Yumurta tozu, yağlı ve koruyucu kimyasallar içeren hazır içecek ve yiyecekler
Hazım yetersizliğine veya tam hazımsızlığa neden olabilirler. Bunlardan uzak durun!
Kabız olmamaya dikkat edin! Sıhhatli olmak isteyen büyük abdesti gelmeden yemek yemeye oturmamalıdır.(karpuz, incir, greyfurt, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcımeyveler ve yeşil yapraklı sebze hariç) Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir.
Kabızlık varsa:aynı miktarda sinameki ve pelin otu öğütülüp 1/4 veya 1/2çay kaşığı her yemekten sonra su ile veya1 çorba kaşığı öğütülmüş civanperçemi ve 1 tatlı kaşığı öğütülmüş sinameki karıştırılıp her sabah 1 tatlı kaşığı su veya bal şurubu ile içilirse bu iyi gelir.
Zencefil, kekik, mercanköşk, hardal, körri, çemen ve biberiyeyi sırayla devamlı kullanmak lazım. Onlar mide ve bağırsakları kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, iltihaplanma surecini durdurur, gastrit hatta H. Pylori enfeksiyonuna son verir
Karabiber, fülfül, pul biber ve sirkeyi ilaç olarak kullanabilirsiniz. Eti azaltın! Proteinlerden haftada: 1-2defa hindi veya tavuk eti, 1-2-3 defa balık, 1-2 defa taze yumurta, 1-2 defa peynir, hemen hemen her gün kefir ve yoğurt (ev yoğurdu!), 2- 3 defa (her gün de olabilir) yeşil veya kırmızı mercimek olsun.
Yumurtayı sadece taze olarak 1–3 günlük (en fazla 7- 9 günlük) yiyebilirsiniz. 10 günlük ve daha eski yumurta veya 5 dakikadan fazla kaynatılmış yumurta zehirlidir, alerjendir. Yumurta tozu ve süt tozu da sizin için alerjendir. Bu ikisini içeren ürünleri ağzınıza bile almayın! Süt ürünlerini balık ile ve et ile birlikte yemeyin; karışık et (sosis, sucuk, salam gibi); nohut, mercimek, fasulyeyi yoğurt ile yemeyiniz! Hazım bozulmasına, vücutta zehirli kalıntılar oluşmasına, alerji ve karaciğer hastalıklarına yol açar! Sarımsak yutmaya kendinizi alıştırın! İlk önce 3 diş, sonra 21 dişe kadar çoğaltın. Böylece yılda 1 defa 21 günlükten sarımsak kürleri yapın! İmkân var ise, bu 21 günlük kürlerde 10 gün her akşam bir baş sarımsak dövülür, 1 tatlı kaşık öğütülmüş çörekotu, 1 çay kaşık ısırgan otu tohumu ve 1/4 çay kaşığı hardal bal ile karıştırılır ve yenir (aç karnına). Ama 1- 3 diş her akşam yutmaya hiç bırakmadan devam edin. Sarımsak (ve karışımı) kansere, alerjiye, ağır enfeksiyonlara ve genetik mutasyonlara karşı vücudun direncini artırır. Yeşil sebzeyi çoğaltınız! Sizin durumunuzda havuç, çiğ ıspanak, hindiba, kereviz, maydanoz, semizotu, soğan, yeşillik, brokoli, kısaca "Faydalı olan" herhangi istediğiniz sebze - limon suyu ve zeytinyağı eklenerek -salata şeklinde her gün yemek lazım.
Havuç ve havuç suyunu, zencefil ve zencefil suyunu, hindiba ve suyunu, ısırgan ve suyunu, kereviz ve suyunu tüm hastalıklara karşı ilaç alarak kullanın! Bunlar mide, bağırsak ve karaciğer enzimlerini çoğaltıcı ve hazmı düzelticidir. Karpuz mevsiminde - karpuzu, enginar mevsiminde - enginarı, tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak görün! Enginarı kabukla pişirin, suyunu için ve içini yiyin. Karpuzu çekirdekleri ile yiyin ve 1- 2 çay bardak sıkılmış kabuğun suyunu için. Onlar karaciğer ve böbreklerinizi temizler, kuvvetlendirir ve temiz tutar; böbreklerin taşlarını eritir ve düşürür, B1, pantetin, B6, B12 vitaminlerinin kaynağı çimlenmiş buğday veya arpa veya yulaf veya çavdar yılda bir defa 30 – 40 günlük kür olarak kullanın. Sizin için zararlı olan siyah çay yerine, faydalı olan yeşil çayı veya bitkisel çayları içiniz!
"Faydalı" olarak belirtilmiş yiyecekler, sizin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat ediniz.
Hazır yiyecek ve içecekleri, parfümleri evinize almayın! Onlar genetiğideğiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.
Temizlik maddeleri ve deterjanları kullanmayın!
Deterjanların tümü GMO aromalar içerir ve GMO bazlı yağlardan üretilir.
B GRUBU KAN
Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):
- Koyun, kuzu, keçi, hindi, tavşan ve yabani et, alabalık, sardalye, kırmızı levrek, mezgit, morina, havyar, bey balığı, taze yumurta
- Yoğurt, doğal süt, beyaz peynir, kaşar peyniri, mozarella, koyun ve keçi sütü ve peyniri
- Zeytinyağı, ceviz
- İnci fasulye, yulaf ve çeşitleri, pirinç ve çeşitleri, doğal buğday ve çeşitleri, horozibiği, yulaf ve ürünleri
- Patlıcan, kereviz, kırmızı pancar, havuç, her çeşit lahana, karnabahar, patates, her biber, pul biber, karahindiba, maydanoz
- Erik, karpuz, muz, üzüm, incir, vişne, kiraz, frenküzümü
- Körri, reyhan (fesleğen), yeşil çay.
Zararlı olan yiyecekler:
- Deniz hayvanları (kabuklu ve kabuksuz), tavuk ve kaz eti,
- Dondurma, sakız
- Her türlü mercimek, nohut, rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç)
- Kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yer fıstığı,susam ve ürünleri, mısır ve ürünleri, çavdar ve ürünleri, karabuğday ve ürünleri
- Enginar, piyasadaki yeşil ve siyah zeytinler,domates salçası
- Aloe vera, Hindistan cevizi,
- Karabiber, beyaz biber, tarçın,
- Jelâtin, glikoz, früktoz, mısır şurubu ve nişastası, tatlandırıcı, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.
Yenebilenler:
· Her et (tavuk ve kaz hariç), tereyağı, ara sıra kaymak
· Barbunya, beyaz fasulye, yeşil fasulye, mantar, kabak
· Kestane, badem, keten tohumu, sinameki (yaprak olarak), kekik, kimyon, keçiboynuzu, nane, anason, çay, kahve, şeker,
· ‘Zararlılar’a girmeyenher meyve ve sebzebal ve sirke
Tedavi
Sabah güneş doğmadan önce uykudan kalkın ve akşam güneşin batmasına 1–2 saat kala uykuya yatmayın! Bu saatlerde uyuyanların uyku, yorgunluk ve tembelliği çoğalır. Çünkü bu saatlerde vücut, sinir sisteminin dengeli olabilmesi için gerekli olan maddeyi üretiyor. Uykuda ise bu süreç yavaşlıyor. Bu durum psikolojik ve psişik rahatsızlıklara yol açıyor.
Şekeri azaltın, tatlandırıcı ve hazır içecek ve yiyecekleri hiç kullanmayın!. Buğday (tip 405–550, durra buğdayı), çavdar ve mısırdan uzak durun! Onlar sizi hafıza kaybına, konsantrasyon bozukluğuna ve şeker hastalığına sürükler,
Süt ürünlerini balık ve et ile; fasulyeyi yoğurt ile yemeyin. Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi) yemeyin. Hazım bozulmasına, zehirli kalıntıların oluşmasına, cilt hastalıklarına ve sara krizlerine malzeme vermeye ve karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açar!
Hemen hemen tüm "doğal" denilen vitaminler genetik mısır ve genetiği değiştirilmiş diğerürünlerden elde edilir. Dikkatli olun!
AB GRUBU KAN
Faydalı olan yiyecekler(Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):
- Koyun ve hindi eti, kırmızı levrek, sardin, morina, bey balığı, makrel ve ton balığı, taze yumurta,
- Yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, keçi ve koyun sütü ve peyniri,
- Karabuğday ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, pirinç ürünleri ve ekmeği, yumuşak buğday (eski turk buğdayı) ürünleri ve ekmeği,
- Zeytinyağıve ceviz yağı, ceviz, yerfıstığı, zencefil, ginseng, kuşburnu, papatya, körri, yeşil çay, kimyon, keten tohumu
- Yeşil mercimek, salatalık, karnabahar, beyaz lahana, patlıcan, kırmızı pancar, semizotu, çiğ ıspanak, karalâhana, marul, havuç, pazı, brokoli, , sarımsak, soğan, kereviz, deniz lahanası (laminarya), maydanoz ve her türlü yeşil yapraklı sebze
- İncir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, karpuz, kivi, ananas, yerelması,pekmez, magnezyum sülfat (İngiliz tuzu)
Zararlı olan yiyecekler:
- Tavuk ve her et (koyun ve hindi hariç), deniz hayvanları
- Mısır ve ürünleri, çavdar ekmeği, buğday tip 405–550 (durra) ve ürünleri, susam ve ürünleri,kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş
- Börülce fasulye, ayçiçeği çekirdekleri, pul biber ve her biber, kara ve beyaz biber, domates salçası, şarap sirkesi, enginar, turp, piyasa zeytinler, her türlü sıvı yağ veya katı yağ (zeytinyağı ve ceviz yağı hariç),
- Siyah çay, kahve
- Portakal ve suyu, nar ve suyu, muz, avokado, aloe vera, anason, Hindistan cevizi
- Tereyağı, dondurma, süt
- Jelâtin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, früktoz, glikoz, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek
Yenebilenler:
- Havyar
- Arpa ekmeği, keten tohumu, kekik, nane,arpa ve ürünleri, Antep fıstığı, badem
- Kırmızı mercimek, beyaz fasulye, barbunya, pırasa, domates
- Kayısı, dut, kavun ve "Zararlılara girmeyen yiyecekler, meyve ve sebze
Tedavi: Dikkat! Zararlıları unut! Onlar senin için hastalıktır. Tavuk, mısır, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler, glikoz ve früktoz içeren hazır içecek ve yiyecekler senin düşmanların!
Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi);süt ürünleri et ve balık ile; fasulyeyi yoğurt ile yeme! Hazım bozulmasına, zehirli kalıntı oluşturmasına, karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açma! Eti azalt! Proteinlerin haftada: 1- 2–3 defa hindi veya koyun eti, 1- 2–3 defa balık, 1- 2 defa tazeyumurta, 3–4 defa peynir, hemen hemen her gün yoğurt (ev yoğurdu!), 1–2defa yeşil mercimek olsun.
Sarımsak yutmaya kendini alıştır! İlk önce 3 diş, sonra 30 dişe kadar çoğalt. Böylece yılda 1–2 defa 21 günlükten sarımsak kurları yap. Ama 1-3 diş her akşam yutmayı hiç bırakma. Yeşil sebzeyi çoğalt! Senin durumunda çiğ ıspanak, maydanoz, semizotu, soğan her gün, brokoli haftada 2–3 defa yemek lazım.
Havuç ve havuç suyu, kırmızı pancar ve kırmızı pancar suyu yıllarca kullanmak lazım. Karpuz mevsiminde karpuzu tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak gör! ‘Faydalılar’da belgelenmişler senin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiği değiştirilmemişolmasına dikkat et.
Hazır yiyecek ve içecekler, parfüm, temizleyici maddeevine alma! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.
O GRUBU KAN
Faydalı olan yiyecekler:(aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):
· Kırmızı et: dana, sığır, koyun, yabani (yağlı olabilir), balık,
· Zeytinyağı, keten yağı, ceviz, ceviz yağı,
· Kavrulmamış kabak çekirdeği, enginar, lahana, brokoli, hindiba, marul, çiğ ıspanak, roka, maydanoz, her türlü yeşil yapraklı sebze, pazı, turp (bilhassa karaturp), kırmızı pancar, kabak, bal kabak, soğan, sarımsak,
· Zencefil, safran, kırmızı pul biber, keçiboynuzu (tohum ile beraber) körri (zerdeçal), kimyon, kuşburnu, mercanköşk, ıhlamur,keten tohumu,
· İncir, üzüm (bilhassa kara üzüm), erik, mürdüm erik, kiraz, vişne, greyfurt ve suyu, karadut, karpuz, mango, bal (gerçek), soda (maden su), yeşil çay,
Zararlı olan yiyecekler:
- Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); süt ve ürünleri ("Yenebilenler" hariç)
- Buğday ve ürünleri (bilhassa tip 405–550), mısır ve ürünleri
- Rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç),piyasa zeytinleri,hazır turşular
- Dondurma, kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yerfıstığı,kahve, siyah çay,buğday ve mısır nişastası
- Portakal, aloe vera,
- Karnabahar, ketçap, domates salçası, şarap sirkesi, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, tatlandırıcı, , glikoz, früktoz, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.
Yenebilenler:
- Tavuk, hindi ve yabani kuş eti, taze yumurta,
- Tereyağı, ara sıra kaymak, kefir, yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, tulum peyniri, koyun ve keçi peyniri, (peynirler haftada 1–3 defa olabilir)
- Susam ve ürünleri, kestane, fındık, badem ve badem yağı, çam fıstığı,
- Her çeşit lahana (bağırsaklarda gaz yapan hariç), börülce, barbunya, beyaz semiz fasulye, yeşil fasulye, patlıcan, kereviz, her meyve ve sebze (yasaklanmış olanlar hariç), doğal zeytin
- Nohut, pirinç ve ürünleri, karabuğday ve çeşitleri, çavdar ve çeşitleri, nişasta buğday (eski turk buğdayı) çeşitlerive "Zararlılar”a girmeyen yiyecekler.
Kabızlık varsa, aynı miktarda sinameki ve pelin otu öğütülüp yemekten sonra günde 1 çay kaşığı içmek iyi gelir. Sıhhatli olmak isteyen biri büyük abdesti gelmeden yemek yemeye (karpuz, incir, greyfurt, hurma, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcı meyveler ve yeşil yapraklı sebze hariç) oturmamalıdır. Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir
Zencefil, kekik, biberiyeyi kullan! Onlar antioksidan olduğu için, mide ve bağırsakların mikroplarını normalleştirir, sindirimi kuvvetlendirir, iltihaplanma sürecini durdurur, gastrit ve ülseri iyileştirir.
Her gün meyve ye! Kışta kuru meyveyi (doğal bir şekilde kurutulmuş) ve cevizi tercih et! Kuru meyveyi su ile ıslat, kaynatma! Meyve mutlaka yemekten ayrı olarak veyahut ta yemekten önce yenmelidir. Buna mukabil sebze, yemek ile beraber tükenebileceği gibi yemekten sonra da yenmesinde bir sakınca yoktur. Unutulmaması gereken bir konu da şudur: yemekten sonra yenilen meyve hazım olamadan mayalanır, ispirto, sirke asidi, gaz oluşturarak, çeşit-çeşit hastalıklara ve ayrıca siroz hastalığına ve kan şekerinin yükselmesine sebep olur.
Meyve ve sebze kabuğu soyulmadan birkaç çekirdeğiyle yenilmelidir. Katı meyve ve sebzeler sıkılırken de mutlaka kabuğu ile sıkılmalıdır. Birkaç farklı çeşit meyve de birbiri ile karıştırılarak tüketilmemelidir. Ancak aynı cinsten olanlar (greyfurt ile limon ya da vişne ile kiraz gibi), birlikte yenilebilir. Yalnız mevsiminde yenen meyve ve sebzeler hastalıkları iyileştirici özelliklere sahiptir, mevsiminin dışında üretilenler değil. Meyve ve sebzenin en iyisi en taze olanı ve en yakın bahçe veya tarladan gelenidir.
Her gün1–3 dişe kadar sarımsak ye ve yut!Kuru soğanı ye veya soğan suyunu her gün 5Ogr'dan 1-2 defa iç! İdrar, balgam ve safrayı söktürür, iltihabı kurutur, zararlı mikropları ve kurtları öldürür, kan şekeri ve alerjik tepkileri kontrol altında tutmaya çalışır.
L-Arginin Nedir ve Ne İşe Yarar?
Tarih: 06 Aralık 2011
L-Arginin Nedir ve Ne İşe Yarar?
L-Arginin Nedir? Arginin vücut tarafından üretilen ikincil amino asitlerden biridir. Amino asitler, sağlıklı bir beden için zorunludur, tüm hücrelerimizin yapı taşlarıdır ve protein üretiminde esastır.
L-Argininin yararları üzerinde halen çalışılmakta olup, sonuçlar arasında, bağışıklık sisteminin fonksiyonlarını genişletmek, karaciğerin detoksive olmasına aracı olmak, ve erkekte fertilitiye katkıda bulunmak sayılabilir. L-arginin aynı zamanda bedenin insülin ve büyüme hormonu salgılaması konusunda da yaşamsal bir rol oynamaktadır.
Beden içinde üretilebilmesine karşın, L-Arginin hem ilave olarak, hem de bir takım besinlerden alınabilir. Eğer sağlıklı ve dengeli bir diyet dahilinde besleniyorsanız büyük olasılıkla dışarıdan L-Arginin desteğine gereksiniminiz yoktur.
Arginine Hangi Besinlerde Bulunur?
Çikolata, keçi boynuzu, yer fıstığı, hindistan cevizi, badem, soya fasulyesi, süt ürünleri, beyaz un, et, yulaf, ceviz ve buğday arginin içeren besinler arasındadır.
L-Arginine Kullanımı
Arginine Faydaları Nelerdir? Bağışıklığı geliştirir: L-Argininin beden üzerindeki en önemli etkilerinden biri, timus bezi aktivitelerini çoğaltmaktır. Timus bezi T-hücrelerini üretmekten sorumludur, ve bedende ne kadar yüksek oranda T-hücresi varsa, bağışıklık sistemi o denli güçlü demektir. L-Alginin, yeni T-hücreleri üretmekte bedene yardımcı olur ve karşılığında kanser, tümör büyümelerinin yavaşlamasında; AIDS gibi bedenin bağışıklık sistemini baskılayan hastalıklarda etkilidir.
Arginin-Nitrik oksit ilişkisi: L-Argininin bir başka yararı, nitrik oksit sentezidir. Nitrik oksit kan damarlarını genişletir ve gevşetir, kalp ve beyne doğru olan kan akışını arttırır. Bu nedenle L- Arginine takviyesi, kalp ve damar sorunu yaşayan herkes için faydalı olabilir.
Zayıflama ve Vücut Geliştirme: L- Arginine takviyesi, vücut geliştirme ve zayıflama ile ilgilenenler arasında oldukça popülerdir. Arginin proteini metabolize ederek bedendeki yağ miktarını düşürür. Bu, vücuttaki nitrojen dengesi geliştirerek yapılır ve vücut bu nedenle proteini daha kolay bir şekilde kas kütlesi haline dönüştürebilir.
Infertilite: Arginin sperm sayısını arttırır. Çalışmalar, yüksek doz argininin, sperm sayısı düşük erkekler üzerinde son derece yararlı olabildiğini göstermiştir. Arginin aynı zamanda, ereksiyon sorunları için doğal bir tedavi olarak da kullanılabilir. Bu durum, argininin, vücutta nitrik oksiti uyararak, genital bölgedeki kan akışını arttırmaya yardımcı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır.
Arginine Yan Etkileri
L-Argininin yan etkilerini bütünüyle anlayabilmek için, daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Ancak, büyüme çağındaki çocuklar, herpes veya şizofreni hastalığı olanlara L-Arginine takviyesi verilmemesi gerektiği saptanmıştır. Bu konuda daha fazla bilgi için doktorunuz veya beslenme uzmanınıza, sizi aydınlatması yönünde danışmalısınız.
Magnezyumun faydaları nelerdir
Tarih: 11 Ekim 2011
Magnezyum Nedir ve Magnezyum Faydaları Nelerdir;
C vitamini ve kanser tedavisi
Tarih: 11 Ekim 2011
C Vitamini Kanser Tedavisinde Kullanılabilirmi






